Depersonalizasyon

Depersonalizasyon, kişinin kendi bedenine, duygularına ya da sesine yabancılaşmasıdır. Kişi kendi eline bakar ve "bu benim elim değil gibi" der, sesini dışarıdan duyar, kendini izliyormuş gibi hisseder. Derealizasyonla birlikte olabilir. Panik atakta geçicidir; travma öyküsü olanlarda daha uzun sürebilir ve ayrıca değerlendirilir.

Depersonalizasyon: nasıl görünür, ne zaman önemlidir

Hiç aynaya bakıp yüzünüzü bir an tanıyamadığınız oldu mu? Depersonalizasyonda bu an uzar. Kişi kendi elini tutar ve ona ait değilmiş gibi hisseder, sesini dışarıdan duyar, kendi hareketlerini izleyen biri gibi olur ve duygular da bu mesafeden geçtiği için hiçbir şey tam hissedilmez. Sevinç de uzaktadır, üzüntü de.

Panik atak sırasında kısa sürer, atak geçince çözülür. Travma öyküsü olan kişilerde ise saatler ya da günler boyunca sürebilir ve orada tablonun bir parçası olarak ele alınır. Uykusuzluk, aşırı kafein ve bazı maddeler de tetikleyebilir. Tedavinin yönü altta yatan tabloya göre belirlenir, çünkü depersonalizasyon kendi başına bir hastalıktan çok bir korunma biçimidir: beden dayanılmaz bir uyarılmayı ya da anıyı mesafeye alır. Çalışma bu nedenle doğrudan belirtiye değil, onu üreten kaygıya ya da travmaya yönelir.

Depersonalizasyon: karıştırıldığı durumlar

Derealizasyonla sık sık bir arada bulunur, ikisi birbirine karışır. Fark yöndedir. Derealizasyonda çevre yabancılaşır, oda ve sokak sahte gelir; depersonalizasyonda yabancılaşan kişinin kendisidir, el, ses, yüz. Çoğu kişide ikisi birliktedir ve görüşmede ayrı ayrı sorulduğunda kişi ikisini de tanır. Her ikisinde de kişi hissin bir his olduğunu bilir, bu da onları psikozdan ayırır.

Ayrıntılı bilgi

Bu konuda blog yazıları