Kaygı ne zaman bir bozukluk sayılır?
Sınavdan önce ellerin terlemesi, uçakta türbülansta midenin kasılması, çocuğun gece geç kalmasıyla gelen huzursuzluk. Bunlar sağlıklı kaygıdır; bir işlevi vardır ve tehlike geçince söner. Kaygının bir bozukluğa dönüştüğünü gösteren üç işaret vardır. Yoğunluğu ortadaki durumla orantısızdır. Aylardır sürüyordur. Ve kişi bu yüzden bazı şeylerden kaçınmaya başlamıştır.
Kaçınma, kaygının en sinsi tarafıdır. Metroya binmeyen kişi kısa vadede rahatlar; ama beyin "metro tehlikeliydi, iyi ki binmedin" dersini çıkarır ve bir sonraki sefer alarm daha erken çalar. Aylar içinde metro, köprü, alışveriş merkezi ve kalabalık sokaklar birer birer listeye eklenir. Yaşam alanı, kimse fark etmeden küçülür.
Kaygı bozuklukları en sık görülen psikiyatrik hastalık grubudur; yaşam boyu her dört kişiden biri bunlardan birini yaşar. Kadınlarda erkeklerin yaklaşık iki katı sıklıkta görülür. Buna rağmen başvuru yıllarca ertelenir; "ben zaten evhamlıyım, karakterim böyle" cümlesi muayenehanede en sık duyulan cümlelerden biridir. Kaygı bozuklukları ayrı ayrı tanılardır ama sık sık birlikte görülür ve yarısına depresyon eşlik eder.
| Tanı | Korkunun kaynağı | Tipik belirti | Sıklık (yaşam boyu) |
|---|---|---|---|
| Panik bozukluğu | Bedensel duyumlar, atağın kendisi | Tekrarlayan ataklar, atak beklentisi, agorafobi | Yaklaşık yüzde 3 ile 5 |
| Yaygın anksiyete bozukluğu | Gelecek, sağlık, para, aile | Kontrol edilemeyen endişe, kas gerginliği, uykusuzluk | Yaklaşık yüzde 5 ile 6 |
| Sosyal kaygı bozukluğu | Başkalarının değerlendirmesi | Konuşma, yeme, tanışma durumlarından kaçınma | Yaklaşık yüzde 7 ile 12 |
| Özgül fobi | Belirli nesne ya da durum | Uçak, yükseklik, kan, hayvan | Yaklaşık yüzde 10 |
Panik atak ve panik bozukluğu
Panik atak, birkaç dakika içinde tepe noktasına ulaşan yoğun bir korku nöbetidir. Kalp çarpıntısı, nefes alamama hissi, göğüste sıkışma, terleme, titreme, baş dönmesi, ellerde uyuşma ve zihinden geçen tek cümle: "Ölüyorum" ya da "aklımı kaçırıyorum". Çoğu kişi ilk atakta acil servise gider; EKG ve tahliller temiz çıkar, kafa karışıklığı büyür. Oysa atak kalbe zarar vermez. Ne kadar korkutucu olursa olsun, çoğunlukla on dakika içinde sönmeye başlar.
Tek bir panik atak geçirmek hastalık değildir; toplumun üçte biri yaşamının bir döneminde en az bir atak yaşar. Panik bozukluğu, atakların tekrarlaması ve kişinin ataklar arasında "yine gelecek mi?" korkusuyla yaşamaya başlamasıdır. Bir sonraki adım çoğu zaman agorafobidir: kaçmanın zor olacağı düşünülen yerlerden kaçınma. Otoyol, tünel, asansör, sinema, kuaför koltuğu, uzun yol otobüsü. Tedavi edilmediğinde bazı hastalar yalnızca eşi yanındayken dışarı çıkar, sonra evden hiç çıkamaz hale gelir.
Panik bozukluğunda kısır döngü bedensel duyumların yanlış yorumlanmasıyla döner. Merdiven çıkınca hızlanan kalp "atak başlıyor" diye okunur, bu okuma adrenalini artırır, artan adrenalin kalbi daha da hızlandırır. Tedavi bu okumayı değiştirir. Panik atağı taklit eden bedensel durumlar da vardır: tiroidin fazla çalışması, kalp ritim bozuklukları, kan şekeri düşmesi, kafein fazlalığı ve bazı ilaçlar. İlk değerlendirmede bunlar bir kez dışlanır.
İlgili yazı
Panik atak anında ne yapmalı? Beş dakikalık plan
Panik atak nasıl geçer? Atak sırasında nefes, dikkat ve bekleme adımlarıyla beş dakikada atağı atlatma planı; ne zaman psikiyatriste başvurmalı.
Yaygın anksiyete bozukluğu
Burada tehdit yoktur. Ya da hep vardır. Kişi sağlık, para, iş, çocuklar ve gelecek hakkında en az altı aydır, çoğu gün, kontrol edemediği biçimde endişelenir. Endişe bir konudan diğerine atlar; biri çözülünce yenisi gelir. Kas gerginliği, boyun ve omuz ağrısı, huzursuzluk, uykuya dalamama, çabuk yorulma ve dikkat toplayamama eşlik eder. "Bir şey olacak" hissi gün boyu arka planda çalışan bir motor gibidir.
Bu tablo çoğu zaman yıllardır süren bir mizaç sanılır; kişi tedaviye kaygı için değil, uykusuzluk ya da mide yakınmaları için gelir. Yaygın kaygının kendisi tedavi edilmeden uyku ilacı vermek, kaynağa değil belirtiye müdahale etmektir. Yaygın anksiyete bozukluğu olan hastaların yarısından fazlasında bir noktada depresyon gelişir; erken tedavi bunu önler.
Sosyal kaygı bozukluğu
Korkunun kaynağı başkalarının değerlendirmesidir. Toplantıda söz almak, telefonla konuşmak, başkalarının önünde yemek yemek ya da imza atmak, yeni biriyle tanışmak yoğun sıkıntı yaratır; kişi yüzünün kızaracağından, ellerinin titreyeceğinden, saçmalayacağından korkar. Genellikle ergenlikte başlar ve utangaçlıkla karıştırılır. Aradaki fark yaşamdaki bedeldir: sosyal kaygısı olan kişi terfiyi reddeder, sunum gerektiren dersi bırakır, ilişki başlatamaz. Yıllar sonra baktığında kariyer ve ilişki seçimlerinin çoğunu kaygının verdiğini görür.
Bazı kişilerde kaygı yalnızca belirli durumlarla sınırlıdır; sahne, sunum, sınav. Buna performans tipi denir ve tedavisi daha kısadır. Yaygın tipte ise hemen her sosyal durum sıkıntı yaratır ve depresyon çoğu zaman tabloya eklenir. Sosyal kaygıda alkol kullanımı sık görülür; "iki kadeh içince rahatlıyorum" cümlesi zamanla bağımlılığa giden bir yol olabilir ve görüşmede açıkça sorulur.
Bedensel belirtiler, tetkikler ve kaygıyı artıranlar
Kaygı bedende yaşanır. Çarpıntı, nefes darlığı, mide bulantısı, ishal, sık idrara çıkma, baş ağrısı, kulak çınlaması, uyuşma ve karıncalanma en sık yakınmalardır. Bunlar gerçektir. Hayal ürünü değildir; adrenalinin bedendeki etkisidir. Aynı belirtileri tiroidin fazla çalışması, kalp ritim bozuklukları, kansızlık, kan şekeri düşmesi ve bazı ilaçlar da yapabilir. İlk değerlendirmede bu nedenler gerekirse tahlille dışlanır; ondan sonra her çarpıntıda yeni bir kalp tetkiki istenmez.
Kafein ve enerji içecekleri kaygıyı belirgin biçimde artırır; günde üç dört fincan kahve içen bir hastanın panik ataklarının kahveyi bırakınca seyreldiği sık görülür. Alkolün ertesi günü, uykusuzluk, bazı burun açıcı ilaçlar ve sigarayı bırakma dönemi de alarmı hassaslaştırır. Bunlar tedavinin ilk haftalarında tek tek sorgulanır.
Tedavi seçenekleri
Bilişsel davranışçı terapi
Kaygı bozukluklarında en güçlü kanıta sahip psikoterapi yöntemidir; NICE ve Amerikan Psikiyatri Birliği kılavuzlarında yer alır. Terapinin iki ayağı vardır. Birincisi felaket senaryolarını gerçekçi biçimde yeniden değerlendirmek: "kalbim hızlandı, kalp krizi geçiriyorum" düşüncesini "kalbim hızlandı, çünkü adrenalin salındı" ile değiştirmek. İkincisi kaçınılan durumlarla planlı ve kademeli biçimde yüzleşmek; buna maruz bırakma denir. Metroya önce bir durak, sonra üç durak, sonra kalabalık saatte. Kaygı her seferinde yükselir, sonra kendiliğinden düşer; beyin "tehlike yokmuş" dersini deneyimle öğrenir. Ev ödevi vardır; terapi odada başlar, dışarıda biter.
Panik bozukluğunda bedensel duyumlarla yüzleşme de çalışılır: yerinde koşarak kalbi bilerek hızlandırmak, pipetle nefes alarak nefes darlığını taklit etmek. Sosyal kaygıda dikkatin kendine odaklanması ve güvenlik davranışları (gözlük takmak, elleri cebe sokmak, konuşmayı kısa kesmek) özel olarak ele alınır.
İlaç tedavisi
Serotonin geri alım inhibitörleri ve benzeri antidepresanlar kaygı bozukluklarında yaygın kullanılır. Bağımlılık yapmazlar; etkileri haftalar içinde belirginleşir. İlk haftalarda kaygının geçici olarak artması sık görülür ve hastayı en çok korkutan yan etkidir; düşük doz başlangıç ve gerekirse kısa süreli destekleyici ilaç bu dönemi kolaylaştırır. Sakinleştirici grubundan ilaçlar hızlı etki eder ama haftalarca kullanıldığında alışkanlık yapar; bu yüzden yalnızca kısa süreli ve kontrollü verilir, tedavinin temeli olmaz. Performans tipi sosyal kaygıda, sunumdan önce alınan ve kalp hızını düşüren ilaçlar tek başına yeterli olabilir.
Günlük yaşamda
Nefesi yavaşlatmak, dört saniyede alıp altı saniyede vermek, atak sırasında en işe yarayan tek beceridir; derin ve hızlı nefes tam tersine uyuşmayı ve baş dönmesini artırır. Haftada birkaç gün tempolu yürüyüş, kafeini azaltmak ve düzenli uyku belirtilerin şiddetini düşürür. Bunlar tedavinin yerine geçmez; tedaviyi güçlendirir.
Tedavi süreci ve beklentiler
Panik bozukluğunda ilaç tedavisiyle ataklar seyrekleşir; kaçınmanın çözülmesi terapiyle daha uzun sürer. İlaç, belirtiler düzeldikten sonra bir süre daha sürdürülür ve azaltılarak bırakılır. Yaygın anksiyete daha yavaş düzelir ve daha uzun izlem ister. Sosyal kaygıda performans tipi daha kısa sürede, yaygın tip daha uzun sürede toparlanır. Süreler kişiye göre değişir; plan görüşmede birlikte yapılır.
Tedavi bittikten sonra stresli bir dönemde kaygının bir süreliğine geri gelmesi olağandır. Terapide öğrenilen beceriler tam da bu dönemler içindir; hastaların çoğu yeniden tedaviye gerek kalmadan atlatır. Yineleme olursa, ikinci tedavi genellikle ilkinden kısa sürer.
Sık yapılan yanlışlar
Her çarpıntıda yeni bir kalp tetkiki yaptırmak. Tanı konduktan sonra tekrarlanan tetkikler kaygıyı azaltmaz; "ya bu kez gerçekse" düşüncesini besler. Kaçınmayı çözüm sanmak. Metroya binmemek atağı önlemez, atak korkusunu büyütür. Sakinleştiriciyi çantada taşımak. İlaç yanında olduğu için rahatlayan kişi, ilacın değil kendisinin atağı atlattığını hiç öğrenemez; terapide bu "güvenlik nesnesi" özellikle ele alınır. Alkolle gevşemek. Kısa vadede işe yarar, ertesi gün kaygıyı iki katına çıkarır. Ve en yaygını: "geçer" diye beklemek. Kaygı bozuklukları tedaviye iyi yanıt verir; tedavisiz bırakıldığında ise yıllar içinde depresyon ve kaçınma eklenir.
