Beklenti kaygısı

Beklenti kaygısı, korkulan olayın kendisinden değil, o olayın yaklaşmakta olduğunu düşünmekten doğan kaygıdır. Sunum yapacak kişi sunumda değil, önceki gece terler. Korkulan şey artık olay değil, korkunun kendisidir. Panik bozukluğunda "yine olacak mı" sorusu, cinsel işlev sorunlarında "yine başaramayacağım" beklentisi tabloyu ayakta tutan güçtür; bu yüzden tedavi belirtiden önce beklentiye yönelir.

Beklenti kaygısı: nasıl görünür, ne zaman önemlidir

Zaman çizgisi ters çalışır. Sınav, sunum, uçuş ya da cinsel bir yakınlaşma yaklaşırken korku asıl olarak o ana giden günlerde ve saatlerde yaşanır, olayın kendisi çoğu zaman beklendiği kadar kötü geçmez. Kişi kafasında olayı defalarca oynatır. Her prova kötü biter. Beden bu provalara gerçek bir tehlikeymiş gibi tepki verir, çarpıntıyla ve uykusuzlukla.

Muayenehanede sık duyduğum bir cümle var: "Uçakta hiçbir şey olmadı, ama o bir haftayı ben uçakta geçirdim." Panik bozuklukta korkulan şey bir sonraki ataktır, sosyal kaygıda başkalarının bakışı, cinsel işlev sorunlarında yeniden başarısız olma olasılığı. Beklenti bir kez kurulduğunda olay iyi geçse bile kaygı kendini bir sonraki karşılaşmaya taşır, çünkü kişi başarıyı tesadüfe yazar.

Tedavide hedef olayı pürüzsüz geçirmek değildir. Hedef, kaygıyla birlikte o duruma girebilmek, kaçmadan orada kalabilmek ve beklenen felaketin gelmediğini kendi deneyimiyle görmektir. Çalışma bu yüzden çoğu zaman düşünceyle değil, davranışla başlar.

Beklenti kaygısı: karıştırıldığı durumlar

Sunum öncesi hafif heyecan da beklenti sayılmaz mı? Sayılır, ama yönü farklıdır. Hazırlık heyecanı kişiyi masaya oturtur, notlarını bir kez daha okutur ve performansı destekler. Beklenti kaygısı ise kişiyi kaçmaya iter; sunum devredilir, uçuş iptal edilir, yakınlaşma ertelenir ve kişi o durumdan tümüyle uzaklaşır. Ölçüt heyecanın şiddeti değil, sizi o duruma yaklaştırıp yaklaştırmadığıdır.

Bu konuda blog yazıları