Takıntı mı, OKB mi? Kendinize sorabileceğiniz altı soru
OKB olduğumu nasıl anlarım? Titizlik ile obsesif kompulsif bozukluğu ayıran altı soru: süre, sıkıntı, direnç, kaçınma, aile ve işlevsellik.
Uzm. Dr. Mürüvvet Topaloğlu
Güncelleme:
6 dk okuma
44
"Ben biraz takıntılıyım" cümlesi günlük dilde neredeyse iltifat gibi kullanılır: düzenli, dikkatli, titiz. Obsesif kompulsif bozukluk ise bambaşka bir şeydir; kişi istemediği düşüncelere ve yapmak zorunda hissettiği davranışlara günde saatlerini verir. Aşağıdaki altı soru, aradaki farkı görmenize yardım eder. Bu bir tanı testi değildir; ama cevaplarınız "evet" ağırlıklıysa değerlendirme için başvurmanız yerinde olur.
Uzmanlık sayfası
Obsesif Kompulsif Bozukluk
Takıntılı düşünceler ve tekrarlayan davranışlar. Belirtiler, değerlendirme ve tedavi seçenekleri bu sayfada ayrıntılı anlatıldı.
Önce muayenehaneden bir sahne
Otuzlarında bir kadın. Oturur oturmaz ellerine bakıyor; parmak uçları kızarmış, derisi yer yer çatlamış. Eşi getirmiş. Kendisi gelmek istememiş aslında, yolda "Temizlik hastalık mı, herkes yıkar elini" demiş. Konuşmaya başlayınca başka bir tablo çıkıyor: markete gitmiyor, çocuğun okul çantasını eve sokmuyor, misafir gelince koltuklara örtü seriyor. Günün üç dört saati yıkamakla geçiyor. Bir ara durup şunu söylüyor: "Saçma olduğunu biliyorum ama durursam içim içimi yiyor."
Bu cümle, bu yazının özüdür. Titizlik bunu söylemez. Titizlik ellerini yıkar ve işine döner.
1. Günde bir saatten fazla zaman alıyor mu?
Kapıyı bir kez kontrol etmek dikkat, on kez kontrol edip yine de "kapattım mı" diye geri dönmek OKB'dir. Tanı için kabul edilen eşik, takıntı ve tekrarlayıcı davranışların günde bir saatten fazla zaman almasıdır. Sabah evden çıkmanın kaç dakika sürdüğünü ölçün.
Ölçerken bir şeye dikkat edin. Görünen davranış buzdağının üstüdür. Kapıyı on kez kontrol etmek belki beş dakika alır; ama işe giderken "acaba kapattım mı" diye düşünmek, öğlen eve dönüp bakmak, akşam eşinize "sen baktın mı" diye sormak da aynı hesaba girer. Zihinsel kontroller, yani içinden sayma, dua tekrarlama, bir sahneyi tekrar tekrar gözden geçirme, dışarıdan görünmez. Hastalarım çoğu zaman bunları saymaz. Siz sayın.
2. Yapmadığınızda ne oluyor?
Titiz kişi düzeni sever; düzen bozulunca canı sıkılır ama devam eder. OKB'de davranış yapılmadığında dayanılmaz bir sıkıntı, "kötü bir şey olacak" hissi ya da tamamlanmamışlık duygusu gelir. Davranış bir tercih değil, sıkıntıdan kurtulmanın tek yolu gibi yaşanır.
Küçük bir deney önerebilirim. Bir sonraki sefer davranışı yapmadan önce bir dakika bekleyin. Yalnızca bir dakika. O dakikada bedeninizde ne olduğuna bakın. Hafif bir huzursuzluk mu, yoksa göğsünüzü sıkan, nefesinizi daraltan, "yapmazsam olmaz" diye bağıran bir şey mi? İkincisiyse davranış artık sizin değil, kaygının emrindedir.
3. Düşünceyi siz mi istiyorsunuz?
Titizlikte düşünce kişinin kendi değerleriyle uyumludur. OKB'de zihne gelen düşünce kişinin istemediği, saçma ya da korkunç bulduğu bir içeriktir: sevdiği birine zarar vermek, dinî ya da cinsel içerikli görüntüler, "ya ben aslında kötü biriysem" sorusu. Kişi düşünceyi savuşturmaya çalışır ve tam da bu yüzden düşünce daha sık gelir.
Düşünce gelir, kişi utanır, kimseye söylemez
Bu grup en geç başvuran gruptur. Elini yıkayan kişi en azından ne yaptığını anlatabilir. Bebeğini kucağına alınca "ya düşürürsem, ya bilerek düşürürsem" diye düşünen bir anne ise bunu kimseye söyleyemez; söylerse kötü anne damgası yiyeceğini sanır. Oysa bu düşünce tam tersini gösterir. Zihin, en çok korktuğunuz şeyi önünüze getirir. Düşünce ile niyet aynı şey değildir. Yıllardır bu odada bu cümleyi kuruyorum ve her seferinde karşımdaki kişinin omuzlarının biraz indiğini görüyorum.
4. Bir şeylerden kaçınmaya başladınız mı?
Bıçakları saklamak, umumi tuvaletlere hiç girmemek, belirli sokaklardan geçmemek, haber izlememek. Kaçınma, kompulsiyonun sessiz biçimidir ve yaşam alanını yavaşça daraltır. Son bir yılda "artık yapamadığım" şeylerin listesini yapın.
Kaçınma sinsidir, çünkü işe yarıyor gibi görünür. Markete gitmiyorsanız bulaş kaygısı da yoktur. Bıçak evde yoksa zarar düşüncesi de seyrekleşir. Ama her kaçınma beyne aynı mesajı verir: "Tehlike gerçekti, iyi ki kaçtım." Böylece bir sonraki sefer korku biraz daha büyür. Önce market, sonra pazar, sonra komşuya gitmek. Bir süre sonra ev dünyadaki tek güvenli yer olur, sonra o da yetmez.
5. Aileniz sisteminizin parçası mı?
Eşinizin eve girerken belirli bir sırayla yıkanması, annenizin "temiz, emin ol" diye her seferinde güvence vermesi, çocukların eşyalara dokunmaması. Ailenin kurallara uyum sağlaması OKB'nin belirgin işaretidir ve çoğu zaman hastalığı farkında olmadan besler.
Aile bunu sevgiden yapar. Eş kapıda yıkanır, çünkü karısının sıkıntısını görmek istemez. Anne "temiz" der, çünkü kızı ağlıyordur. Suçlanacak kimse yok. Ancak tedavide ailenin de masaya oturması gerekir; güvence vermeyi azaltmak, tek başına hastanın yapabileceği bir şey değildir. Yakınların nasıl davranacağı sorusu bana sık geliyor; aşağıdaki sorularda kısaca değindim.
6. Siz de saçma olduğunu biliyor musunuz?
OKB'nin en yorucu yanı budur: kişi çoğu zaman davranışın anlamsız olduğunu bilir, yine de yapmadan duramaz. Bu içgörü, tedavinin en büyük yardımcısıdır; çünkü kişi hastalıkla iş birliği yapmak istemez. İçgörünün azaldığı, kişinin "gerçekten bulaşır" diye inandığı durumlarda tedavi daha yavaş ilerler ama yine mümkündür.
İçgörü dalgalanır. Sabah "biliyorum, saçma" diyen kişi akşam yorgunken "ama ya gerçekten" demeye başlar. Bu normaldir. Kaygı yükseldikçe mantık geri çekilir. Önemli olan sakin anlarınızda ne düşündüğünüzdür.
Kendinizi tartarken
Altı soruyu okudunuz. Şimdi bir an durun. Kaçına "evet" dediniz? Bir ya da iki "evet" tek başına OKB demek değildir; hepimizin kontrol ettiği, tekrar baktığı şeyler var. Ama şu maddelerden birkaçı sizi tarif ediyorsa, kendi kendinize "titizim" diye geçiştirmeyi bırakmanın zamanı gelmiş olabilir.
- Sabah evden çıkmak, kontrol ve tekrarlar yüzünden eskisinden çok daha uzun sürüyor.
- Davranışı yapmadığınızda bedeninizde bir sıkıntı yükseliyor ve ancak yapınca iniyor.
- Zihninize gelen düşünceler sizi utandırıyor, kimseye anlatamıyorsunuz.
- Gidemediğiniz yerler, dokunamadığınız eşyalar, yapamadığınız işler birikiyor.
- Ev halkı sizin kurallarınıza göre yaşamaya başladı.
- İşte ya da okulda geri kaldınız, çünkü tekrarlar zaman yiyor.
- Kendinizi "saçma ama yapmalıyım" derken yakalıyorsunuz.
Bu liste tanı koymaz. Yalnızca başvurup başvurmama kararını biraz daha somut bir zemine oturtur. Kararsız kaldıysanız şunu sorun: Bu durum son bir yılda hayatımdan ne götürdü? Cevap uzunsa, kararınız bellidir.
Cevaplar "evet" ağırlıklıysa
OKB tedavi edilebilir bir hastalıktır. Maruz bırakma ve tepki önleme terapisi ile serotonin sistemine etki eden ilaçlar, ayrı ayrı ya da birlikte, belirtileri çoğu kişide günlük yaşamı etkilemeyecek düzeye indirir. Erken başvuru süreyi kısaltır. Belirtiler, tedavi ve sık sorulan sorular için OKB sayfasına bakabilirsiniz.
İlk görüşmede ne olur?
Korkulacak bir şey yok. Konuşuruz. Düşüncelerin içeriğini, davranışların sırasını, günün nasıl geçtiğini, ailenin nerede devreye girdiğini anlamaya çalışırım. Depresyon ve kaygı bozukluğu OKB'ye sık eşlik eder; onlara da bakarım. Çünkü uykusuz, çökkün bir kişiyle maruz bırakma çalışması yapmak zordur; önce zemini düzeltmek gerekir. Çökkünlük tablosu öndeyse depresyon sayfasında anlattığım yaklaşımla birlikte ilerleriz. Kadıköy'deki muayenehanemde görüşmeler bu sırayla yürür.
Bir de şunu bilin: tedavide amaç düşünceyi yok etmek değildir. Düşünce gelir. Herkese gelir. Amaç, düşünce geldiğinde yapmak zorunda hissettiğiniz şeyi yapmadan da günün devam edebildiğini bedeninize öğretmektir. Bu öğrenme, kaygının yükselip kendiliğinden indiğini defalarca yaşayarak olur. Kolay değildir. Ama olur.
OKB testi var mı?
Yale-Brown ölçeği gibi araçlar belirtilerin şiddetini ölçer; tanı koymaz. Tanı, psikiyatrik görüşmeyle konur. İnternetteki kısa testler yalnızca başvurmanız gerekip gerekmediği konusunda fikir verir.
OKB ile titizlik aynı şey mi?
Hayır. Titizlik kişinin sevdiği ve kontrol ettiği bir özelliktir; OKB kişinin istemediği, saçma bulduğu ama yapmadan duramadığı bir döngüdür ve zaman, ilişki ve işlevsellik kaybına yol açar.
OKB olan birine nasıl davranmalı?
Kurallarına uyum sağlamak ve güvence vermek kısa vadede rahatlatır, uzun vadede hastalığı besler. Yakınına yardımı olan yaklaşım, tedaviye başlamasını teşvik etmek ve terapistin önerdiği biçimde güvence vermeyi kademeli olarak azaltmaktır. Suçlamak ya da "yapma işte" demek işe yaramaz.
Takıntılı düşünceler tehlikeli mi?
Hayır. Zarar verme içerikli takıntılar, kişinin istemediği ve dehşetle karşıladığı düşüncelerdir; eyleme dönüşme eğilimi taşımazlar. Tam tersine, bu düşüncelerden bu kadar korkmanız, değerlerinizin o düşüncenin tam karşısında durduğunu gösterir.
Çocuklarda OKB olur mu?
Olur. Çocuklarda kontrol, tekrar, simetri ve bulaş kaygısı yetişkinlere benzer biçimde görülür; fark, çocuğun çoğu zaman saçma olduğunu söyleyememesidir. Aile ritüelleri huy diye geçiştirir. Giyinmesi uzayan, belirli eşyalara dokunmayan, ödevini silip silip yeniden yazan bir çocukta bu olasılık akılda tutulmalıdır.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi kararı hekim muayenesini gerektirir. Yazar: Uzm. Dr. Mürüvvet Topaloğlu, Psikiyatri Uzmanı.
Randevu
Kendi durumunuzu konuşmak isterseniz
Belirtileriniz için değerlendirme ve tedavi planı görüşmesi. Kadıköy Caddebostan muayenehanesi; ilk görüşme ve randevu süreci için sık sorulan sorular.



Yorumlar (0)
Henüz yorum yok.