Aşırı uyarılmışlık

Aşırı uyarılmışlık, bedenin tehlike geçtikten sonra da sürekli alarmda kalmasıdır. Ani sese irkilme, kapıya arkası dönük oturamama, çıkışı kollama, kolay sinirlenme, uykuya dalamama. Tehlike bitmiştir ama alarm kapanmaz. Yakınlar bunu "huysuzlaştı" diye okur; oysa kişi dinlenemiyordur.

Aşırı uyarılmışlık: nasıl görünür, ne zaman önemlidir

Restoranda sırtınız kapıya dönük oturamıyor musunuz? Kalabalıkta gözünüz çıkışı mı arıyor? Ani bir ses geldiğinde herkesten önce siz mi sıçrıyorsunuz? Bunlar aşırı uyarılmışlığın günlük hayattaki yüzleridir. Beden tehlike geçtikten sonra da nöbette kalır ve sürekli tetikte olan bir insan akşama bitkin varır, çünkü nöbet tutmak dinlenmeye yer bırakmaz.

Çevre bu tabloyu genellikle yanlış okur: huysuzlaştı, sinirli oldu, bizden uzaklaştı. Oysa sinirlilik bitkinliğin sonucudur, karakter değişikliği değildir; bu ayrımı yakınlara anlatmak evdeki gerginliği azaltır, çünkü karşılarındaki kişinin değişmediğini, yalnızca yorulduğunu anlarlar. Uyku ise tablonun hem parçası hem çoğaltıcısıdır. Uykusuz gece ertesi gün irkilmeyi artırır. Artan gerginlik bir sonraki geceyi bozar. Halka böyle kapanır. Travma tedavisinde uykunun ayrı bir hedef olarak ele alınması bu yüzdendir.

Aşırı uyarılmışlık: karıştırıldığı durumlar

Kaygı bozukluğunda da kişi tetiktedir, uyuyamaz, kolay sinirlenir; bu yüzden ikisi sık karışır. Ayrım öyküde. Aşırı uyarılmışlık belirli bir olaydan sonra başlar: depremden, kazadan, saldırıdan sonra. Çoğu zaman yeniden yaşantılama ve kaçınma gibi diğer travma belirtileriyle birlikte gelir. Kaygı bozukluğunda ise böyle bir başlangıç noktası genellikle yoktur ve endişe geleceğe yayılır.

Ayrıntılı bilgi

Bu konuda blog yazıları